İklimin İnsan Psikolojisi, Yaşantısı ve Kültürüne Etkisi

Gri, yağmurlu bir sabahla güneşli bir bahar sabahı insanda aynı hissi uyandırmayabilir. Çok sıcak bir günde çalışmakla serin bir günde çalışmak da aynı şey değildir.

Ama buradan “sıcak ülkelerde yaşayanlar neşelidir, soğuk ülkelerde yaşayanlar içine kapanıktır” sonucuna varabilir miyiz?

Hayır.

İklimin insan üzerindeki etkisi gerçek olsa da insan davranışı bu kadar basit değildir.

İklim; ne yediğimizden evlerimizi nasıl yaptığımıza, çalışma saatlerimizden tatil alışkanlıklarımıza kadar yaşamın birçok alanını etkileyebilir. Işık, sıcaklık ve aşırı hava olayları ruh hâlimizi ve sağlığımızı da etkileyebilir. Ancak kişilik, kültür ve toplumsal davranış yalnızca iklimle açıklanamaz.

İklim bir etkendir; kader değildir.

Önce Hava Durumu ile İklimi Ayıralım

Bir gün yağmur yağması hava durumu ile ilgilidir.

Bir bölgede kışların uzun yıllar boyunca yağışlı geçmesi ise iklim özelliğidir.

Bu ayrım önemli.

Sabah havanın kapalı olması o günkü ruh hâlimizi etkileyebilir. Fakat bir toplumun mimarisi, tarımı veya günlük yaşam düzeni gibi özellikler çok daha uzun süreli çevre koşullarıyla ilişkilidir.

Dolayısıyla “hava insan psikolojisini nasıl etkiler?” ile “iklim kültürü nasıl etkiler?” aslında aynı soru değildir.

Güneşli Hava Gerçekten Bizi Mutlu Eder mi?

İnsan vücudu ışığa karşı duyarlıdır.

Gün ışığı, uyku ve uyanıklık düzenimizi belirleyen sirkadiyen ritmin en önemli çevresel düzenleyicilerinden biridir.

Sabah ışığı vücuda günün başladığını bildirirken karanlık, melatonin salgısıyla uykuya hazırlanma sürecini destekler.

Bu yüzden günlerin çok kısaldığı dönemler bazı insanların uyku, enerji ve ruh hâlinde belirgin değişikliklere yol açabilir.

Ancak “güneş varsa mutluyuz, bulut varsa üzgünüz” gibi bir denklem yoktur.

İnsanların ışığa verdiği tepki kişiden kişiye değişir.

Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu Nedir?

Mevsim değişikliklerinin ruh sağlığı üzerindeki en iyi bilinen örneklerinden biri Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu, yani SAD’dir.

Bu durum sıradan bir “kışın canım hiçbir şey yapmak istemiyor” hissinden farklıdır. Belirli mevsimlerde tekrarlayan bir depresyon biçimidir.

En sık görülen türü sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkar. Gün ışığındaki değişikliklerin serotonin, melatonin ve biyolojik saat üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir.

Ancak SAD herkeste görülmez ve nedenleri hâlâ araştırılmaktadır.

Dolayısıyla “kuzeyde yaşayan insanlar depresiftir” demek bilimsel değildir.

Doğru ifade şudur:

Mevsimsel ışık değişiklikleri bazı insanların ruh sağlığını diğerlerinden daha fazla etkileyebilir.

Sıcak Hava Davranışlarımızı Etkiler mi?

Sıcaklık yalnızca konforumuzu değiştirmez.

Aşırı sıcak:

  • uyku kalitesini bozabilir,
  • dikkat ve çalışma kapasitesini azaltabilir,
  • fiziksel stresi artırabilir,
  • bazı sağlık sorunlarını ağırlaştırabilir.

Dünya Sağlık Örgütü aşırı sıcağı önemli bir çevresel ve mesleki sağlık riski olarak değerlendiriyor.

Sıcaklık ile saldırgan davranış ve şiddet arasında ilişki bulan araştırmalar da bulunuyor. Fakat bundan “sıcak ülkelerin insanları saldırgandır” sonucu çıkarılamaz.

Suç ve şiddet;

ekonomi, gelir eşitsizliği, kent yapısı, toplumsal koşullar, alkol kullanımı, kalabalık, sosyal ilişkiler ve daha birçok unsurdan etkilenir.

Sıcaklık bunlardan yalnızca biri olabilir.

Soğuk İklim İnsanları İçe Dönük mü Yapar?

Bu tür genellemeler popülerdir:

“Akdeniz insanı sıcakkanlıdır.”

“Kuzey insanı soğuktur.”

“Zorlu iklim insanı disiplinli yapar.”

Bunların kulağa ikna edici gelmesi doğru oldukları anlamına gelmez.

Toplumların davranış biçimlerinin oluşmasında tarih, ekonomi, din, eğitim, siyaset, kentleşme, aile yapısı ve sosyal kurumlar da en az iklim kadar önemlidir.

Norveçli birinin daha az konuşkan olmasıyla Norveç’in soğuk olması arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmak kolaydır ama bunu kanıtlamak çok daha zordur.

İklim insanların yaşam koşullarını etkileyebilir; insanların karakterini iklim haritasından okumak mümkün değildir.

İklimin En Açık Etkisi: Nasıl Yaşadığımız

Psikoloji konusunda dikkatli konuşmak gerekir.

Ancak günlük yaşam söz konusu olduğunda iklimin etkisi çok daha görünürdür.

İnsanlar binlerce yıldır yaşadıkları çevreye uyum sağlayacak çözümler geliştirmiştir.

Bunu en kolay mimaride, giyimde, beslenmede, tarımda ve günlük çalışma düzeninde görebiliriz.

Evler Neden Her Yerde Aynı Değil?

Geleneksel mimari aslında iklimle kurulmuş uzun bir diyaloğun sonucudur.

Yoğun kar yağışı görülen bölgelerde eğimli çatılar yaygındır. Karın çatıda birikmesini azaltmak gerekir.

Sıcak ve kurak bölgelerde ise kalın duvarlar, gölgeli avlular ve güneş ışığını sınırlayan açıklıklar yapının aşırı ısınmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Nemli ve sıcak bölgelerde hava dolaşımı önem kazanır.

Yağışlı bölgelerde çatı biçimi ve kullanılan yapı malzemeleri buna göre değişebilir.

Bugün klima ve modern yapı teknolojileri bu sınırları azaltmış olsa da iklim hâlâ yapı tasarımının temel değişkenlerinden biridir.

Giyim Kültüründe İklimin İzleri

Kıyafetlerin temel görevlerinden biri insan bedenini çevre koşullarından korumaktır.

Soğuk bölgelerde ısı kaybını azaltan kalın ve katmanlı kıyafetlerin, sıcak bölgelerde ise güneşten korunurken hava dolaşımına izin veren giysilerin gelişmesi şaşırtıcı değildir.

Fakat geleneksel kıyafetleri yalnızca sıcaklıkla açıklamak yine eksik olur.

Din, toplumsal statü, kullanılan yerel hammaddeler, ticaret ilişkileri ve estetik anlayış da giyimi şekillendirir.

İklim burada da belirleyici değil, etkileyici faktörlerden biridir.

Soframızda İklim Var mı?

Kesinlikle.

Bir yerde hangi ürünlerin yetişebildiği uzun süre boyunca o bölgenin mutfağını doğrudan etkilemiştir.

Akdeniz çevresinde zeytin ve üzümün; muson Asyası’nın geniş kesimlerinde pirincin; daha serin bölgelerde bazı tahıllar ve hayvansal ürünlerin öne çıkması tesadüf değildir.

Fakat mutfaklar yalnızca iklimin ürünü değildir.

Göçler, ticaret yolları, din, savaşlar, ekonomik ilişkiler ve başka kültürlerle temas da mutfakları dönüştürür.

Bugün Türkiye mutfağında kullandığımız domatesin bile Amerika kıtasından gelmiş olması bunun güzel bir örneğidir.

Coğrafya malzemeyi sunar; kültür onunla ne yapılacağını belirler.

Baharatlı Yemekler Neden Sıcak Bölgelerde Yaygın?

Sıcak bölgelerde baharat kullanımının yoğun olması uzun zamandır dikkat çeken bir konu.

Baharatların gıdaların saklanmasında rol oynayabilmesi, yerel bitki çeşitliliği, ticaret tarihi ve damak alışkanlıkları bunun nedenleri arasında olabilir.

Acı yiyeceklerin terlemeyi artırması da vücudun soğutma mekanizmasını harekete geçirebilir.

Ama Hindistan veya Meksika mutfaklarını yalnızca “hava sıcak olduğu için acı yiyorlar” diye açıklamak yine fazlasıyla basit olur.

Binlerce yıllık kültürleri termometreye indirgememek gerekir.

Çalışma Saatleri Bile İklime Göre Değişebilir

Çok sıcak bölgelerde günün en sıcak saatlerinde ağır fiziksel iş yapmak zorlaşır ve sağlık riski oluşturabilir.

Bu nedenle bazı toplumlarda çalışma ve dinlenme saatlerinin sabah ve akşam serinliğine göre düzenlenmesi şaşırtıcı değildir.

Akdeniz dünyasıyla ilişkilendirilen siesta bunun en bilinen örneklerinden biridir.

Ancak siestayı yalnızca “sıcakta uyumak zorundayız” şeklinde açıklamak doğru değildir. Çalışma kültürü, yemek saatleri ve toplumsal gelenekler de bu düzenin parçasıdır.

Modern çalışma yaşamıyla birlikte siesta alışkanlıklarının değişmesi de bunun göstergesidir.

İklim Tarımı, Tarım da Kültürü Etkiler

İnsanlık tarihinin büyük bölümünde yaşam tarımsal üretimin ritmine bağlıydı.

Ekim zamanı, yağış dönemi, hasat ve kış hazırlığı yalnızca ekonomik faaliyetler değildi.

Toplumsal takvimin de parçalarıydı.

Bu yüzden dünyanın pek çok yerinde:

  • hasat festivalleri,
  • bahar kutlamaları,
  • yağmurla ilişkili ritüeller,
  • mevsim geçişlerini karşılayan törenler

gelişmiştir.

Türkiye’deki Hıdırellez ve Nevruz gibi geleneklerde de baharın ve doğadaki mevsimsel dönüşümün güçlü izleri vardır.

İnsanlar yalnızca iklimde yaşamamış, iklimin ritmine anlam da yüklemiştir.

Hygge Gerçekten Soğuk İklimin Ürünü mü?

Danimarka’yla özdeşleşen hygge, rahatlık, birlikte geçirilen zaman ve sıcak bir ev atmosferi gibi çağrışımlara sahip kültürel bir kavramdır.

Uzun ve karanlık kışların ev içi yaşamın önemini artırmış olması mantıklıdır.

Ancak “Danimarka soğuk olduğu için hygge ortaya çıktı” şeklindeki kesin bir açıklama fazla basittir.

İklim kültürel alışkanlıkların geliştiği ortamın bir parçasıdır.

Ama kültür hiçbir zaman yalnızca sıcaklık ve yağıştan ibaret değildir.

İklim İnsanların Nerede Yaşadığını Etkiler mi?

Tarih boyunca kesinlikle etkiledi.

Su kaynaklarının bulunması, tarıma elverişli koşullar ve aşırı iklim koşullarından korunabilme imkânı yerleşmelerin gelişmesinde önemli rol oynadı.

Nil Vadisi, Mezopotamya veya İndus Havzası gibi eski uygarlık merkezlerinde su ve tarım koşullarının önemi açıktır.

Fakat burada da “iklim uygarlıkları yarattı” demek yerine daha doğru bir cümle kurabiliriz:

Elverişli doğal koşullar bazı bölgelerde yerleşme ve üretim için avantaj sağladı; insanların oluşturduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal sistemler ise bu avantajın nasıl kullanıldığını belirledi.

Teknoloji İklimin Etkisini Ortadan Kaldırdı mı?

Klimalar, merkezi ısıtma, modern ulaşım, sulama sistemleri, sera tarımı ve küresel ticaret bizi yerel iklim koşullarına geçmişe göre daha az bağımlı hâle getirdi.

Bugün kış ortasında tropikal meyve satın alabiliyor, çölde klimalı gökdelenlerde yaşayabiliyoruz.

Ama iklim ortadan kalkmadı.

Enerji tüketiminden su ihtiyacına, tarımdan turizme kadar hâlâ birçok ekonomik faaliyet iklim koşullarından etkileniyor.

Teknoloji çoğu zaman iklimin etkisini ortadan kaldırmaz; onunla başa çıkma kapasitemizi artırır.

“Coğrafya Kaderdir” mi?

“Coğrafya kaderdir” sözü Türkiye’de sık sık İbn Haldun’a atfedilir.

Ancak bu ifade Mukaddime’de bu biçimiyle geçmez. İbn Haldun’un iklim, çevre ve toplumsal yaşam arasındaki ilişkiye önemli yer vermesi nedeniyle onun düşüncesini özetleyen sonradan yaygınlaşmış bir söz olarak kullanılır.

Bugünün coğrafya anlayışı açısından da “kader” kelimesi fazla güçlüdür.

Bir kıyıda doğmakla çölün ortasında doğmak aynı imkânları sunmayabilir.

Ama insanlar çevrenin pasif ürünü değildir.

Teknoloji geliştirir, ticaret yapar, göç eder, kentler kurar, su taşır ve yaşadığı çevreyi dönüştürür.

Bu yüzden daha doğru ifade belki de şudur:

Coğrafya şartları oluşturur; insanlar o şartların içinde farklı yollar seçer.

İklim Değişikliği Psikolojimizi de Etkiliyor

İklim ile insan psikolojisi arasındaki ilişki artık yalnızca mevsimsel ışık ve sıcaklık üzerinden tartışılmıyor.

İklim değişikliğinin yol açtığı veya ağırlaştırdığı:

  • aşırı sıcaklar,
  • yangınlar,
  • seller,
  • kuraklık,
  • geçim kaynaklarının kaybı,
  • zorunlu göç

gibi olaylar insanların psikolojik iyilik hâlini de etkileyebiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü, iklim değişikliğinin kaygı ve psikolojik sıkıntıdan travma ve uzun vadeli ruh sağlığı sorunlarına kadar çeşitli etkiler yaratabildiğini belirtiyor.

Eko-Anksiyete Nedir?

Son yıllarda sık duyduğumuz kavramlardan biri eko-anksiyete.

Kısaca çevresel bozulma ve iklim değişikliğinin geleceği konusunda duyulan yoğun endişeyi ifade etmek için kullanılıyor.

Özellikle yangın, kuraklık, aşırı sıcak ve iklim felaketleriyle ilgili sürekli haber akışı bazı insanlarda gelecek konusunda ciddi kaygı yaratabiliyor.

Ancak iklim değişikliğine ilişkin her endişeyi psikolojik hastalık olarak görmek de doğru değildir.

Yaşadığımız çevrenin geleceği hakkında kaygılanmak anlaşılır bir tepkidir.

İklim Kültürü Belirler mi?

Hayır.

Ama etkiler.

Bu iki kelime arasındaki fark bütün konunun özeti sayılabilir.

İklimin ışık, sıcaklık, mimari, giyim, mutfak, tarım, çalışma düzeni ve gelenekler üzerindeki etkilerini; kültürü şekillendiren diğer faktörlerle birlikte gösteren infografik.

Bir toplumun kültürünü yalnızca iklimle açıklamak mümkün değildir.

Kültürü aynı anda:

  • tarih,
  • ekonomi,
  • din,
  • siyaset,
  • göç,
  • teknoloji,
  • komşu toplumlarla ilişkiler,
  • doğal kaynaklar,
  • iklim

şekillendirir.

İklim bunların önemli parçalarından biridir.

Fakat insan toplulukları aynı iklim koşullarında bile birbirinden son derece farklı kültürler oluşturabilir.

Sözün Kısası

İklim insan yaşamının arka planındaki görünmez unsurlardan biri.

Nasıl evler yaptığımızı, hangi ürünleri yetiştirdiğimizi, ne zaman çalıştığımızı ve bazı günlük alışkanlıklarımızı etkileyebiliyor.

Işık ve sıcaklık bedenimizi, uykumuzu ve bazı durumlarda ruh hâlimizi de etkileyebiliyor.

Fakat bundan insanların karakterini iklim bölgelerine göre sınıflandırabileceğimiz sonucu çıkmıyor.

Akdeniz iklimi insanı neşeli yapmaz. Soğuk iklim de insanı otomatik olarak içine kapanık hâle getirmez.

Coğrafyanın insana etkisi vardır.

İnsanın da coğrafyaya.

Belki bu ilişkiyi ilginç yapan şey de tam olarak budur:

Biz yalnızca çevremize uyum sağlamıyoruz; çevremize verdiğimiz cevaplarla kültürü de oluşturuyoruz.

Sıkça Sorulan Sorular

İklim insan psikolojisini etkiler mi?

Evet. Özellikle ışık, aşırı sıcaklıklar, mevsimsel değişimler ve doğal afetler bazı insanların uyku düzenini, ruh hâlini ve psikolojik iyilik hâlini etkileyebilir. Ancak bu etkiler herkeste aynı değildir.

Güneşli hava insanı mutlu eder mi?

Gün ışığı biyolojik saat ve ruh hâliyle ilişkili sistemleri etkiler. Fakat güneşli havanın herkesi otomatik olarak mutlu ettiği söylenemez.

Mevsimsel depresyon gerçek mi?

Evet. Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu belirli dönemlerde tekrarlayan bir depresyon türüdür. En sık görülen biçimi sonbahar ve kış aylarıyla ilişkilidir.

Sıcak hava insanları daha agresif yapar mı?

Yüksek sıcaklık ile saldırganlık ve bazı şiddet türleri arasında ilişki bulan araştırmalar vardır. Ancak insan davranışının tek nedeni sıcaklık değildir.

Soğuk ülkelerde yaşayan insanlar daha içe dönük mü?

Bunu söylemek için yeterli temel yoktur. Toplumsal davranışları yalnızca iklime bağlamak kültürel stereotiplere yol açar.

İklim kültürü nasıl etkiler?

Tarım ürünleri, geleneksel mimari, giyim, çalışma düzeni ve mevsimsel ritüeller gibi alanlarda iklimin etkisi açık biçimde görülebilir.

“Coğrafya kaderdir” sözünü İbn Haldun mu söyledi?

Söz yaygın biçimde İbn Haldun’a atfedilir ancak bu ifade Mukaddime’de bu biçimiyle yer almaz. Onun çevre ve toplum ilişkisine dair görüşlerini özetlemek için sonradan kullanılan bir ifadedir.

Bir Cevap Yazın

Kamil Uğraş Türkoğlu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin